ANKARA - BHA
Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''Siyasetçinin özel hayatı ve CHP'' başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:
''Belediyelerle ilgili gerçekleşen soruşturmalar, gözaltılar, etkin pişmanlıklar, itiraflar, fiziki ve teknik takip ile elde edilen deliller, yapılan yargılamalarla birlikte CHP’nin pek çok üst düzey ismi ile ilgili çok yeni ve farklı iddialar da gündeme geliyor. Bu iddiaların önemli bir kısmının bireysel tutum ve davranışlardan neşet etmesi, kişisel zafiyet içermesinden ötürü de “özel hayat” zırhına büründürülmek, tartışmaların önü kapatılmak isteniyor.
Oysaki CHP’lilikleri ile maruf pek çok isim dahi ortaya atılan iddialar çerçevesindeki ölçüsüzlüklere artık tahammül edemiyor. Sözgelimi bir gazetecinin “Madem ki bu görevlerdesiniz, toplu seks partileri, viski partileri yapmayacaksınız, partileme nedir ya!” diye kendi partisini uyarması fevkalade önemli ve anlamlıdır. Dolaysıyla bu meseleyi enine boyuna ele almak, halının altına süpürülen meselelere dahil etmemek, siyasetin geleceği bakımından önem taşımaktadır.
Siyasetçilerin özel hayatı, demokratik toplumlarda tartışılan bir alandır. Burada iki temel ilke sürekli olarak karşı karşıya gelir, bireyin mahremiyet hakkı ile kamusal görevi üstlenen kişinin hesap verebilirliği.
Bir yandan siyasetçi de herkes gibi temel haklara sahip bir bireydir ve özel hayatı, aile ilişkileri, duygusal bağları, bedensel ve cinsel mahremiyeti hukuk tarafından korunur.
Öte yandan siyasetçi, sıradan bir vatandaştan farklı olarak kamusal iktidar alanında olan, güç kullanan, toplum adına karar veren, çoğu zaman norm koyan ve vatandaşların hayatlarını etkileyen kararlarda inisiyatifi olan bir kişidir. Bu nedenle siyasetçinin özel hayatı hiçbir demokratik sistemde tamamen sıradan bir vatandaşın özel hayatıyla aynı düzlemde değerlendirilmez. Mesele, siyasetçinin özel hayatının var olup olmaması değil; hangi noktada özel olanın kamusal güveni etkileyerek kamusal denetime açıldığıdır.
Siyaset felsefesi ve siyasal etik açısından bakıldığında, modern temsil teorisinin merkezinde “güven ilişkisi” yer alır. Seçmen, temsilciye belli bir programı uygulaması için oy verirken onun kararlarını belirli bir karakter, dürüstlük ve sorumluluk anlayışı içinde alacağını varsayar.
Bu nedenle siyasetçinin kişisel hayatı bazı durumlarda bireysel tercih olmaktan çıkar ve karakter değerlendirmesinin bir parçası haline gelir. Burada kritik nokta şudur: demokratik sistemlerde seçmen, siyasetçinin özel hayatını ahlak polisi gibi denetlemek için değil, kamusal görevin icrasını etkileyen unsurları değerlendirmek için bilmek ister. Dolayısıyla özel hayatın kamusal tartışma konusu olması, meşru olarak ancak kamu yararı testinden geçtiğinde kabul edilir.
Bu tartışmanın en karmaşık boyutlarından biri cinsel hayattır. Cinsellik, insan hayatının en mahrem alanlarından biridir ve çağdaş insan hakları anlayışında kişinin rızaya dayalı cinsel tercihleri, partner ilişkileri veya özel cinsel hayatı, kamusal göreviyle doğrudan bağlantılı olmadığı sürece korunması gereken özel alan kapsamındadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da kişinin cinsel hayatı, özel hayatın çekirdek alanlarından biri olarak kabul edilir. Bu, bir siyasetçinin evlilik dışı ilişkisi, partner tercihleri, boşanma süreçleri ya da rızaya dayalı yetişkinler arasındaki cinsel ilişkilerinin kural olarak kamu denetimine açık olmaması gerektiği anlamına gelir. Çünkü liberal demokrasilerde devletin veya toplumun “ahlaki beğeni” temelinde yetişkin bireylerin özel cinsel hayatını yargılaması, kişisel özgürlük alanına müdahale sayılır.
Ancak cinsellik, siyaset bağlamında tamamen kamusal değerlendirme dışı da değildir. Burada belirleyici olan, cinsel hayatın bizzat kendisi değil, onun kamusal yetkiyle kurduğu ilişkidir.
Bir siyasetçinin cinsel hayatı eğer kamu gücünün kötüye kullanımıyla kesişiyorsa etik ve siyasal tartışmanın meşru konusu haline gelir. Örneğin, makam nüfuzunu kullanarak astı konumundaki kişilerle ilişki kurmak, siyasi himaye karşılığında cinsel yakınlık talep etmek, kamu personeline baskı uygulamak, kamu kaynaklarını kişisel ilişkiler için kullanmak ya da gizli ilişkiler yoluyla şantaja açık hale gelmek artık “özel hayat” değil; güç, etik ve kamu güvenliği meselesidir.
Burada sorun cinsel davranışın kendisi değil, iktidar ilişkisiyle birleşmesidir. Siyasal etik literatürü özellikle güç asimetrisi kavramına dikkat çeker, siyasetçi ile sıradan vatandaş, danışman, memur veya parti çalışanı arasındaki ilişki hiçbir zaman tamamen eşit koşullarda kabul edilmez. Çünkü siyasetçi, karar verme ve kariyer belirleme kapasitesine sahip olduğu için rızanın niteliği bile tartışmalı hale gelebilir.
Dünyadaki uygulamalar bu konuda farklılık gösterse de ortak eğilim cinsel hayatın tek başına değil, kamusal dürüstlük ve görevle bağlantısı üzerinden değerlendirileceğidir.
Burada “etik tutarlılık” kavramı merkezi öneme sahiptir. Etik tutarlılık, kişinin savunduğu normlarla yaşadığı hayat arasında makul bir uyum bulunmasıdır. Siyasal temsil seçmene güven verme sürecini de içerir. Bir siyasetçi topluma dürüstlük, sadakat, aile kutsallığı, muhafazakârlık veya dini değerler, ahlak üzerinden sözler veriyor ama kendi hayatında bunun tam tersini sürdürüyorsa, mesele özel hayatın içeriği değil; kamuya karşı kurduğu söylemin samimiyetidir.
Siyasal etik uzmanları bunu ikiyüzlülük sorunu olarak tanımlar. İkiyüzlülük, demokrasilerde güven erozyonuna neden olur çünkü seçmen temsil sisteminin bütününe olan inancını da kaybetmeye başlar.
Siyasetçinin dikkat etmesi gereken temel husus da burada ortaya çıkar: özel hayatını tamamen görünmez kılmak değil, özel hayatının kamusal görev üzerindeki etkisini yönetmek.
Kamusal yetki kullanan kişi açısından risk alanları çok nettir. Birincisi, çıkar çatışmasıdır. Cinsel veya romantik ilişki, karar alma süreçlerine nüfuz ediyorsa; örneğin sevgiliye ihale verilmesi, kamu görevine atanması, aile üyelerine siyasi ayrıcalık sağlanması gibi durumlar ortaya çıkıyorsa, özel hayat artık kamusal meseledir.
İkincisi, şantaja açıklıktır. Özellikle gizli tutulan ve toplum baskısı nedeniyle saklanan ilişkiler, siyasetçiyi dış etkilere açık hale getirebilir. İstihbarat çalışmalarında bu durum tarihsel olarak ciddi güvenlik riski kabul edilmiştir.
Üçüncüsü, güç istismarıdır. Ast-üst ilişkisi içinde yaşanan cinsel ilişkiler veya siyasi nüfuz kullanılarak kurulan yakınlıklar, modern demokrasilerde ağır etik ihlal olarak görülür.
Dördüncüsü, söylem-eylem çelişkisidir. Topluma empoze edilen değerlerle bireysel hayat arasındaki keskin kopuş, seçmen nezdinde meşruiyet kaybına yol açar.
Bu nedenle siyaset ahlakı “yasaları ihlal etmeme” meselesinin ötesindedir. Birçok davranış hukuken suç olmayabilir ama siyasal etik açısından kabul edilemez olabilir. Kaldı ki burada söz konusu edilen fiillerde hiçbir yasa, kural tanınmamaktadır…
Sözün özü, CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, soruşturmalar, yargılamalar ile ortaya çıkan ve pek çok maddi, fiziki delil ile desteklenen iddialar göstermektedir ki kamusal güç ve imkânlar pek çok açıdan kötüye kullanılmış, kamusal kaynaklar buharlaştırılmış, kötü yönetilmiş, kişisel çıkarlara sarfedilmiş mamafih en kötüsü büyük ölçüde “özel hayat” kisvesiyle perdelenmek istense de “cinsel hayat” düzenlemeleri için kullanılmış… Üstelik bu işin merkezinde ismi geçen isimler ise etik kaygıları dile getirecek, ilkeleri, prensipleri ve standartları uygulayacak kişiler…''