ANKARA - BHA
Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''CHP bu kirlenmeden nasıl arınır?'' başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:
''CHP içinde taraflar arasındaki gerilim giderek artıyor. Uzlaşma ve yeniden birleşme ihtimali ise her geçen gün daha zor ve daha sorunlu bir hale geliyor.
Bir tarafta, parti içi seçimleri kazanarak elde ettikleri yönetim yetkisinin "mutlak butlan" kararıyla ellerinden alındığını savunan Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel çizgisi bulunuyor.
Diğer tarafta ise Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın isimler yer alıyor. Bu kesim, ötekilerin mutlak butlan sürecine kadar elde ettiği parti içi iktidarın kirli ilişkiler, yozlaşma ve yolsuzluk iddialarıyla anılan bir ekosistemin ürünü olduğunu öne sürüyor; CHP'nin yüz yıllık geçmişine zarar verdiğini düşündükleri bu anlayıştan arınması gerektiğini savunuyor.
Tarafların birbirlerine yönelik suçlamalarının sertleşmesi, parti içinde ortak bir zeminde buluşma ihtimalini her geçen gün daha da zayıflatıyor.
Peki bu kirlenme yeni, ani ortaya çıkmış bir durum mudur? Arınma da bu kişilerin parti ile ilişkilerinin kesilmesi, yollarının ayrılması ile temin edilecek kadar kolay mıdır?
Özellikle “kirlendik arınmamız gerekiyor” diyen Kılıçdaroğlu’na karşı kendilerine sivil toplum temsilcisi, CHP’nin geçmişinin sahibi eski yeni milletvekili, il-ilçe başkanı, kanaat önderi vb. sıfatlarla yolsuzluk ve yozlaşma iddialarının üzerinin örtülmesi çağrıları yapanlar varken gerçekten arınma gerçekleştirilebilir mi?
Oysaki arınma ve kirlenme kavramları, parti içi iktidar mücadelesinin ötesinde, örgütsel dönüşüm, kurumsal meşruiyet ve siyasal temsil eksenlerinde değerlendirilmesi gereken karmaşık bir olguyu ifade etmekte ve bu çerçevede ele alınmadığında netice vermeyecek olduğu bilinmesi gereken kavramlardır…
Bu tartışmaların merkezinde belirli kişilerin davranışlarından ziyade CHP’nin zaman içerisinde ürettiği yapısal sorunların bulunduğu göz ardı edilmektedir.
Siyaset bilimi literatürü, kitlesel partilerin büyüme süreçlerinde ideolojik tutarlılık, seçmen genişlemesi, iktidar hedefi ve örgütsel etkinlik arasında sürekli bir gerilim yaşadığını göstermektedir. CHP’de ortaya çıkan arınma söylemleri de bu tarihsel ve kurumsal gerilimin güncel bir yansıması olarak okunmalıdır.
Siyasal partiler demokratik sistemlerin temel aracılık kurumlarıdır. Toplumsal talepleri siyasal karar alma mekanizmalarına taşırlar, siyasal elitleri üretirler, kamu politikalarının oluşumuna katkı sunarlar ve seçmen tercihlerini örgütlü siyasal rekabet içerisinde temsil ederler. Bu işlevler, partilerin belirli ölçüde kurumsallaşmasını zorunlu kılar. Kurumsallaşma süreci ise zamanla bürokratikleşmeyi, uzmanlaşmayı ve profesyonel kadroların ortaya çıkmasını beraberinde getirir. Bu gelişmeler örgütsel kapasiteyi artırırken farklı sorun alanlarını da üretir.
Örgüt sosyolojisinin temel yaklaşımlarından biri olan oligarşinin tunç kanunu, büyük örgütlerin kaçınılmaz biçimde karar alma süreçlerini dar bir yönetici kadronun kontrolüne bıraktığını ileri sürmektedir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde CHP’de gündeme gelen kirlenme ve arınma söylemleri, bireysel ahlaki zaaflardan çok örgütsel yoğunlaşmanın sonuçları olarak ele alınabilir. Parti yönetimi, yerel örgütler, belediyeler ve çeşitli siyasal ağlar arasında oluşan ilişkiler bütünü, zaman içerisinde kapalı karar mekanizmalarının gelişmesine zemin hazırlayabilmektedir. Bu durum parti içi rekabetin niteliğini değiştirmekte, üyelerin siyasal süreçlere katılım kapasitesini azaltabilmektedir.
Kirlenme kavramı siyasal söylem içerisinde çoğunlukla etik bozulma, ilkesel uzaklaşma veya çıkar ilişkilerinin güçlenmesi anlamında kullanılmaktadır. Bilimsel açıdan bakıldığında bu olgunun temel göstergeleri; hesap verebilirliğin zayıflaması, denetim mekanizmalarının etkisizleşmesi, liyakat ilkesinin aşınması ve karar alma süreçlerinin dar gruplar tarafından kontrol edilmesidir. Kurumsal şeffaflığın gerilediği yapılarda siyasal sadakat, uzmanlığın önüne geçebilmektedir. Örgüt içi yükselme mekanizmaları performans ölçütlerinden uzaklaştığında kurumsal kapasite zarar görmekte, kamuoyunda güven kaybı ortaya çıkmaktadır.
Arınma söylemi bu noktada bir düzeltme ve yeniden yapılanma talebi olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak siyasal örgütlerde arınma kavramı dikkatli biçimde ele alınmalıdır. Tarihsel örnekler, arınma iddiasıyla başlatılan süreçlerin önemli bir bölümünün kurumsal reform üretmek yerine grup mücadelelerine dönüştüğünü göstermektedir.
Tasfiye mantığıyla yürütülen müdahaleler kısa vadede belirli aktörleri sistem dışına itebilmekte, uzun vadede ise benzer sorunların farklı kadrolar aracılığıyla yeniden ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle arınmanın odağı kişiler değil kurallar olmalıdır.
Kurumsal dönüşümün ilk aşaması şeffaflık mekanizmalarının güçlendirilmesidir. Siyasal partilerin mali yapılarının, aday belirleme süreçlerinin ve yönetsel kararlarının kamu denetimine açık hale getirilmesi güven üretiminin temel koşullarındandır.
Siyasal güven, demokratik meşruiyetin en önemli bileşenlerinden biridir. Güven düzeyinin düştüğü örgütlerde üyelik bağlılığı zayıflamakta, seçmen desteği kırılgan hale gelmektedir.
İkinci aşama liyakat esaslı kadro yapılanmasının oluşturulmasıdır. Modern siyasal örgütlerin başarısı ideolojik bağlılık kadar yönetsel yeterlilikle de ilişkilidir. Yerel yönetimlerden parti örgütlerine kadar uzanan geniş yapının etkili biçimde işlemesi uzmanlık bilgisi gerektirmektedir. Siyasal görevlerin teknik yeterlilik, yönetsel beceri ve performans ölçütleri temelinde dağıtılması kurumsal kapasitenin güçlenmesini sağlamaktadır. Aksi durumda örgütler kişisel ilişkiler ağı içerisinde hareket eden yapılara dönüşebilmektedir.
Üçüncü aşama parti içi demokrasinin geliştirilmesidir. Demokratik katılım mekanizmalarının genişletilmesi, üyelerin karar alma süreçlerine daha etkin biçimde dahil edilmesi örgütsel meşruiyeti artırmaktadır.
Dördüncü aşama etik denetim sistemlerinin kurumsallaştırılmasıdır. Demokratik yapılarda etik ilkeler bireysel iyi niyet beklentisine bırakılmamaktadır. Çıkar çatışması denetimleri, mal varlığı bildirimleri, bağımsız etik kurulları ve düzenli performans incelemeleri kurumsal güvenliğin temel unsurları arasında yer almaktadır. Bu mekanizmalar siyasal aktörlerin keyfi davranış alanını daraltmakta ve hesap verebilirliği güçlendirmektedir.
Sözün özü şu ki, CHP’deki arınma ve kirlenme tartışmaları özünde büyük bir siyasal örgütün kurumsal dönüşüm kapasitesiyle ilgilidir. Sorunun kaynağını belirli isimlerde arayan yaklaşımlar geçici çözümler üretmektedir.
Kalıcı sonuçlar ise kurumsal yapının yeniden düzenlenmesiyle elde edilebilir. Siyaset bilimi literatürünün ortaya koyduğu temel bulgu, demokratik örgütlerin sürdürülebilir başarısının şeffaflık, liyakat, katılım ve hesap verebilirlik ilkelerinin kurumsal düzeyde yerleşmesine bağlı olduğudur.
Bu ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilecek dönüşüm, herhangi bir partinin iç tartışmasını aşan, demokratik siyasal hayatın niteliğini doğrudan etkileyen bir reform süreci anlamına gelecektir.
CHP ve Kılıçdaroğlu ekibi, kirlenme ve arınma mevzuunu tarihsel süreç içindeki çok kısa bir zaman dilimi içinde arar ve gidemreye çalışırsa bilinmelidir ki asıl hedef sorun çözümü değildir ve aslında iç iktidar mücadelesinde galibiyete giden bir tasfiye ile sınırlı kalınacak demektir…''