KONYA - BHA
Özbekistan Yazarlar Birliği Üyesi Filoloji Bilimleri Doktoru Şöhret Hayitov, yazısında şu ifadelere yer verdi:
“Dünyayı gez, Konya’yı gör; Konya’yı gez, dünyayı gör.” sözü boşuna söylenmemiştir. Bu veciz ifade, binlerce yıllık tarihini bağrında yaşatan Konya’nın özünü yansıtır. Çünkü bu şehir yalnızca görkemli tarihî eserleriyle değil, aynı zamanda medeniyetlerin buluştuğu, ilim, irfan, maneviyat ve kültürün iç içe geçtiği eşsiz bir merkez olarak da değer görmektedir.
Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Konya, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasında önemli bir kültür ve bilim merkezi olmuştur. Anadolu Selçukluları döneminde devletin siyasi ve manevi başkenti hâline gelmiş; özellikle XIII. yüzyılda ilim, edebiyat, tasavvuf ve mimarlık alanlarında büyük bir gelişme göstermiştir. Büyük mutasavvıf ve düşünür Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin hayatı ve fikir dünyası da ayrılmaz biçimde Konya ile bütünleşmiştir.
_google_ers_1783585780.jpeg)
Konya’ya yaptığımız yolculuk sırasında bütün bunları yalnızca kitaplardan öğrenilen bilgiler olarak değil, şehrin ruhunda hissederek yaşadık. Tarih kokan sokaklar, camiler, medreseler, türbeler ve meydanlar adeta geçmiş ile bugün arasında kurulan canlı bir köprü gibiydi.
Gezimize Konya’nın saygın yükseköğretim kurumlarından biri olan Necmettin Erbakan Üniversitesini ziyaret ederek başladık. Üniversitedeki bilimsel atmosfer, çağdaş eğitim anlayışı, güçlü akademik kadro ve öğrenciler için oluşturulan imkânlar bizde derin bir izlenim bıraktı. Modern eğitim binaları, donanımlı laboratuvarlar, zengin kütüphane, öğrenci yurtları ve gelişmiş sosyal altyapı, eğitime verilen önemin somut göstergeleriydi.
Necmettin Erbakan Üniversitesi 2010 yılında Konya Üniversitesi adıyla kurulmuş, iki yıl sonra Türkiye’nin tanınmış devlet adamı, mühendis ve bilim insanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın adını almıştır. Günümüzde Türkiye’nin önemli eğitim ve araştırma merkezlerinden biri olarak faaliyet göstermektedir.
Üniversite bünyesinde mühendislik, tıp, hukuk, eğitim, ilahiyat, sosyal ve beşerî bilimler, turizm ve sağlık bilimleri gibi pek çok alanda eğitim verilmektedir. Özellikle Tıp Fakültesi, köklü geleneği, akademik birikimi ve güçlü uygulama altyapısıyla ülkenin önde gelen fakülteleri arasında yer almaktadır.
_google_ers_1783585799.jpeg)
Konya’nın yüzyıllara dayanan ilim ve irfan geleneği üniversite atmosferinde de açıkça hissedilmektedir. Mevlânâ’nın, Selçuklu âlimlerinin ve tarihî medreselerin şehri olan Konya’da bilgiye saygı, hocaya hürmet ve ilme yönelme, asırlardır yaşatılan temel değerler arasında yer almaktadır.
Özellikle Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi dikkatimizi çekti. Fakültede tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, sanat tarihi, Türk dili ve edebiyatı, dilbilim ile halkla ilişkiler gibi birçok alanda nitelikli uzmanlar yetiştirilmektedir.
Burada öğrenciler yalnızca teorik bilgi edinmekle kalmıyor; bağımsız araştırma yapma, analiz etme ve eleştirel düşünme becerilerini de geliştiriyorlar. Bilimsel kongreler, panel ve sempozyumlar, kitap tanıtımları ile kültürel etkinlikler eğitim hayatının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
Fakültenin Konya gibi köklü bir tarihî çevrede bulunması da önemli bir avantaj sağlamaktadır. Mevlânâ Müzesi, Alaeddin Tepesi, Selçuklu dönemine ait eserler ve tarihî medreseler öğrenciler için adeta açık hava dersliği niteliğindedir. Bu tarihî atmosfer, medeniyet ve kültürün daha derin kavranmasına katkı sunmaktadır.
Gezi boyunca bize Necmettin Erbakan Üniversitesi öğretim üyesi, İktisadi Bilimler Doktoru Prof. Dr. Birol Mercan eşlik etti. Kendisi yalnızca alanında seçkin bir akademisyen değil; aynı zamanda Konya’nın tarihi, edebiyatı ve kültürünü derinlemesine bilen gerçek bir kültür insanıdır.
Prof. Dr. Birol Mercan, şehrin her tarihî mekânı hakkında ilgi çekici bilgiler paylaşarak Konya’ya bir turist gözüyle değil, bir tarihçinin bakışıyla yaklaşmamızı sağladı. Onun anlatımları sayesinde tarihî eserler adeta dile geldi; her sokak ve her yapı kendi hikâyesini anlatıyormuş hissi uyandırdı.

Konya’da dikkatimizi çeken bir başka özellik ise şehrin tarihî kimliğini büyük bir titizlikle korurken aynı zamanda modernleşmesini de kararlılıkla sürdürmesidir. Tarihî yapılar, geniş bulvarlar, yeşil parklar, yeni konut alanları ve çağdaş şehircilik anlayışı burada uyum içinde bir araya gelmiştir.
Konya’ya ilk kez gelen herkes yalnızca şehrin tarihini değil, manevi atmosferini de hisseder. Bu şehir insanı geçmiş üzerine düşünmeye, medeniyetin gelişimini ve ilmin değerini yeniden değerlendirmeye davet eder. İşte bu yönüyle Konya, burayı ziyaret eden herkesin hafızasında uzun yıllar silinmeyecek izler bırakmaktadır.
Mevlânâ Şehri: Konya'nın Mukaddes Ziyaretgâhları
Konya adı anıldığında, hiç kuşkusuz ilk akla gelen isim büyük mutasavvıf, şair ve düşünür Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'dir. Bu şehir, asırlar boyunca onun adıyla yaşamış, manevi mirasını büyük bir özenle koruyarak günümüze taşımıştır. Bu sebeple Konya'yı ziyaret eden herkesin ilk durağı doğal olarak Mevlânâ Külliyesi olmaktadır.
Mevlânâ Türbesi, yalnızca Konyalılar için değil, dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler için de sıradan bir tarihî eser değildir. Burası insan sevgisinin, hoşgörünün, merhametin ve manevi olgunluğun simgesi olarak kabul edilmektedir.
1207 yılında Belh'te dünyaya gelen Celâleddîn-i Rûmî, hayatının en verimli dönemini Konya'da geçirmiştir. Anadolu Selçukluları döneminde oluşan güçlü ilim ve irfan ortamı, onun düşünce dünyasının olgunlaşmasında belirleyici rol oynamıştır. Mevlânâ, 1273 yılında vefat ettikten sonra babası Sultanü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'in yanına defnedilmiş, zamanla bu mekân Mevlevîliğin en önemli maneviyat merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
Külliyeye girildiği anda ziyaretçilerin dikkatini ilk çeken unsur, gökyüzüne yükselen turkuaz renkli kubbedir. Bu kubbe yalnızca Konya'nın değil, bütün Türkiye'nin en tanınmış sembollerinden biri hâline gelmiştir. Yüzyıllardır şehrin üzerinde manevi bir ışık gibi yükselmeye devam etmektedir.
Müze kompleksinde Mevlânâ'nın sandukası, aile fertlerine ait türbeler, eşsiz el yazmaları, tarihî Kur'an-ı Kerim nüshaları, Mevlevîliğe ait kıymetli eşyalar ve çok sayıda tarihî eser büyük bir titizlikle muhafaza edilmektedir. Burayı ziyaret edenler yalnızca büyük bir şahsiyetin hayatını tanımakla kalmaz, aynı zamanda XIII. yüzyıl Konya'sının ilmî ve manevi atmosferini de derinden hissederler.
_google_ers_1783585843.jpeg)
Mevlânâ'nın bütün dünyada tanınan ölümsüz eseri Mesnevî-i Manevî, insan ruhunu, sevgiyi, sabrı, hoşgörüyü ve insanın kemale ulaşma yolculuğunu derin bir felsefeyle anlatmaktadır. Bu nedenle onun eserleri ve düşünceleri bugün de farklı milletlerden ve dinlerden milyonlarca insanı ortak bir insanlık anlayışı etrafında buluşturmaktadır.
Mevlevîlik de Konya'da doğmuş ve buradan bütün dünyaya yayılmıştır. Bu tasavvuf yolu, insanın nefsini terbiye ederek sevgi, merhamet, hoşgörü ve Allah'a duyduğu muhabbet sayesinde manevi olgunluğa ulaşmasını hedefler. Mevlevîliğin en bilinen sembolü ise Semâ ayinidir. Dışarıdan bakıldığında estetik bir dönüş hareketi gibi görünen Semâ, gerçekte insan ruhunun Yaradan'a doğru yaptığı manevi yolculuğun sembolik ifadesidir.
Mevlânâ Müzesi'nde hâkim olan derin huzur ve sessizlik, ziyaretçileri kendiliğinden tefekküre sevk eder. Burada dünyanın birçok ülkesinden gelen ve farklı dilleri konuşan insanlarla karşılaşmak mümkündür. Ancak hepsini ortak bir noktada buluşturan değer, Mevlânâ'nın insan sevgisi ve evrensel hoşgörü anlayışına duydukları saygıdır.
Konya'nın bir başka kutsal mekânı ise Şems-i Tebrizî ile özdeşleşmiştir. Mevlânâ'nın manevi dünyasının şekillenmesinde en büyük paya sahip isimlerden söz edildiğinde hiç kuşkusuz ilk akla gelen kişi Şems-i Tebrizî'dir.
Tarihî kaynaklara göre Mevlânâ ile Şems'in karşılaşması, Mevlânâ'nın hayatında köklü bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bu buluşmanın ardından dönemin seçkin fakih ve müderrisi olarak tanınan Mevlânâ, bütün ömrünü ilahi aşkı ve insanın manevi olgunluğunu anlatmaya adamıştır. Daha sonra kaleme aldığı Dîvân-ı Şems-i Tebrizî de bu derin manevi dostluğun edebî bir yansıması olarak kabul edilmektedir.
Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi, Konya'nın en sakin ve huzurlu ziyaretgâhlarından biridir. Yapının mimarisinde Anadolu Selçuklu sanatının sade fakat vakur çizgileri açıkça görülmektedir. Şems-i Tebrizî'nin gerçek kabir yeri hakkında tarihî kaynaklarda farklı görüşler bulunsa da Konya'daki bu makam, asırlardır onun aziz hatırasını yaşatan mukaddes bir ziyaret yeri olarak kabul edilmektedir. Buradaki derin sessizlik insanı düşünmeye davet eder. Sanki her taş, Mevlânâ ile Şems arasında yaşanan manevi sohbetlerin sessiz şahidi gibidir.
Konya'nın tarihî kimliğini şekillendiren en önemli mekânlardan biri de Alaeddin Tepesi'dir. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde şehrin siyasi ve idari merkezi tam da burada bulunuyordu.
XI ile XIII. yüzyıllar arasında Konya, Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti olarak büyük bir gelişme göstermiş; ilim, mimarlık, ticaret ve zanaat alanlarında bölgenin en önemli şehirlerinden biri hâline gelmiştir. Sultan sarayları, devlet daireleri ve önemli kamu yapıları bu tepenin çevresinde inşa edilmiştir.
Buradaki Alaeddin Camii, Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze ulaşan en eski ve en görkemli eserlerinden biridir. XII. yüzyılda başlanan inşaat sonraki Selçuklu sultanları döneminde tamamlanmıştır. Caminin geniş avlusu, sağlam sütunları ve gösterişten uzak fakat son derece etkileyici mimarisi, Selçuklu sanat anlayışının en seçkin örnekleri arasında yer almaktadır.
Caminin haziresinde Anadolu Selçuklu sultanlarının türbeleri de bulunmaktadır. Özellikle I. Alaeddin Keykubad ile II. Kılıç Arslan'ın isimleri, Konya'nın en parlak dönemleriyle ayrılmaz biçimde özdeşleşmiştir.
Bugün Alaeddin Tepesi'ne çıkan herkes yalnızca tarihî eserleri görmekle kalmaz; aynı zamanda yüzyıllara yayılan devlet geleneğini, medeniyet anlayışını ve kültürel mirası da hisseder. Burada geçmiş hâlâ yaşamaktadır; tarih ise sessizliğiyle konuşmaktadır.
Бу таржима турк ўқувчиси учун ҳам табиий эшитиладиган услубда тайёрланмоқда. Кейинги қисм — “Modern Konya: Tarihin Yaşamaya Devam Ettiği Şehir” бўлими ҳам худди шу сифат ва услубда давом эттирилади.
Modern Konya: Tarihin Yaşamaya Devam Ettiği Şehir
Konya denildiğinde akla yalnızca tarihî camiler, türbeler ve Selçuklu dönemine ait görkemli eserler gelmemelidir. Günümüz Konya'sı aynı zamanda modern şehircilik anlayışı, düzenli mahalleleri, geniş yeşil alanları, eğitim kurumları ve çağdaş mimarisiyle de hayranlık uyandırmaktadır. En dikkat çekici özelliği ise tarihle modern yaşamın birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan iki unsur olarak varlığını sürdürmesidir.
Bu anlayışın en güzel örneklerinden biri Konya Tropikal Kelebek Bahçesidir. Selçuklu ilçesinde inşa edilen bu özgün yapı, Türkiye'nin ilk tropikal kelebek bahçelerinden biri olarak bilinmektedir. Dış mimarisi dev bir kelebeği andıran bina, dünyada benzeri az bulunan projelerden biridir. İç mekânda yıl boyunca tropikal iklim koşulları korunmakta; yüzlerce farklı kelebek türü egzotik bitkiler arasında özgürce uçmaktadır. Burada ziyaretçiler, kelebeğin yumurtadan tırtıla, koza evresinden renkli kanatlarını açtığı ana kadar geçen mucizevi yaşam döngüsünü yakından gözlemleyebilmektedir. Doğanın bu olağanüstü mucizesi yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de hayran bırakmaktadır.
Kelebek Bahçesi'nin hemen yanında bulunan Selçuklu Çiçek Bahçesi ise hem Konyalıların hem de şehri ziyaret edenlerin en çok tercih ettiği dinlenme alanlarından biridir. Mevsimlere göre açan binlerce çiçek, gölgelikli yürüyüş yolları ve geniş yeşil alanlar, Konya'nın çevre bilincine ve estetik şehir anlayışına verdiği önemi açıkça göstermektedir.
Bu parklarda dolaşırken bir gerçeği daha iyi anladık: Konya geçmişiyle yaşayan bir şehir değildir; geçmişini özenle koruyarak geleceğe taşıyan bir medeniyet merkezidir.
Modern Konya'nın simgelerinden biri de Selçuklu Kulesidir. Yaklaşık 163 metre yüksekliğinde ve 42 katlı olan bu görkemli yapı, şehrin en yüksek binalarından biridir. Cam ve çelikten inşa edilmiş çağdaş mimarisi ilk bakışta tamamen modern görünse de taşıdığı isim, Konya'nın Selçuklu başkenti olduğu ihtişamlı geçmişine duyulan saygının ifadesidir.

Kulenin en üst katındaki döner restorandan Konya'nın tamamı adeta avuç içi gibi görülebilmektedir. Bir tarafta Mevlânâ'nın turkuaz kubbesi, Alaeddin Tepesi ve asırların mirası tarihî eserler uzanırken, diğer tarafta geniş bulvarlar, yeni yerleşim alanları ve çağdaş şehir yaşamı gözler önüne serilmektedir. Burada tek bir noktadan hem geçmişi hem de bugünü aynı anda seyretmek mümkündür.
Gezimiz sırasında bizim için özel anlam taşıyan bir başka durak ise Çizgi Kitabevi oldu. Konya yüzyıllardır ilim ve irfan şehri olarak tanınırken, Çizgi Kitabevi de bu geleneğin günümüzdeki en güzel temsilcilerinden biridir.
1991 yılında kurulan bu kültür merkezi, zaman içerisinde sıradan bir kitapçı olmanın ötesine geçmiş; yayınevi, bilimsel toplantıların düzenlendiği ve entelektüellerin buluştuğu önemli bir kültür merkezi hâline gelmiştir.
Burada tarih, felsefe, tasavvuf, İslam medeniyeti, edebiyat, sosyal bilimler ve sanat alanlarında yayımlanmış binlerce eser okuyucuyla buluşmaktadır. Özellikle Türk halklarının tarihi, Emir Timur ve Orta Asya medeniyeti üzerine yayımlanan eserleri görmek bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı oldu.
Kitabevindeki huzurlu atmosfer insanı okumaya teşvik etmektedir. Burada yalnızca kitap satılmıyor; düşünceler, fikirler ve kültürel miras da yaşatılıyor.
Konya'nın en ilginç tarihî yapılarından biri de İplikçi Camiidir. 1201 yılında inşa edilen bu eser, Anadolu Selçuklu mimarisinin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Caminin en dikkat çekici bölümü ise şadırvanıdır. Burada birbirinden oldukça uzakta duran iki kişi, çok alçak sesle konuşsalar bile birbirlerinin söylediklerini rahatlıkla duyabilmektedir. Yaklaşık sekiz asır önce gerçekleştirilen bu olağanüstü akustik çözüm, Selçuklu mimar ve mühendislerinin ulaştığı yüksek teknik seviyeyi göstermektedir.
İplikçi Camii, aynı zamanda önemli bir gerçeği de ortaya koymaktadır: Selçuklu mimarları yapıları yalnızca estetik görünüşleri için değil, insan psikolojisini, sesin yayılımını ve mekânın ruhunu da dikkate alarak tasarlamışlardır.
Konya'dan ayrılırken yolculuğumuzun başında duyduğumuz o anlamlı söz yeniden zihnimizde yankılandı:
Dünyayı gez, Konya'yı gör; Konya'yı gez, dünyayı gör
Gerçekten de Konya, ziyaretçilerine tarihin sayfaları arasında yolculuk yapma fırsatı sunmaktadır. Ancak bu şehrin büyüklüğü yalnızca tarihî eserlerinden kaynaklanmamaktadır. Konya'nın asıl gücü, yüzyıllar boyunca şekillenen manevi atmosferinde, ilme duyduğu saygıda, insana verdiği değerde ve tarihine gösterdiği vefada gizlidir.
_google_ers_1783585734.jpeg)
Burada Mevlânâ'nın hikmeti, Selçuklu sultanlarının ihtişamlı mirası, modern üniversiteler ve çağdaş gökdelenler birbirinden kopuk unsurlar değildir. Aksine hepsi birlikte Konya'nın kendine özgü ruhunu oluşturmaktadır.
Biz Konya'dan yalnızca güzel manzaralar ve tarihî hatıralarla dönmedik. Aynı zamanda çok önemli bir gerçeği de yanımızda götürdük: Gerçek medeniyet, insanın kendi tarihine saygı göstermesiyle başlar.
İşte bu yüzden Konya yolculuğu hafızamızda sıradan bir gezi olarak değil, ruhumuza dokunan unutulmaz bir manevi keşif olarak yer etti.