NİSA NUR BACAK-BHA

Türkiye’nin iç kesimlerinde, özellikle büyük şehirlerde süren hayat; düzenli, güvenli ve tahmin edilebilir olmasına rağmen zamanla ağırlaşan bir döngüye dönüşebilir. Özellikle Ankara gibi memuriyetin merkezi, sistemin nabzının attığı başkentte yaşam, çoğu zaman sorumlulukların gölgesinde şekillenir. Gri sabahlar, benzer sokaklar, mesai saatlerine sıkışan günler... Tüm bunların arasında doğaya, denize, sessizliğe duyulan ihtiyaç büyür.

İşte bu noktada Ege kıyılarının, özellikle de Fethiye’nin cazibesi daha da anlam kazanır. Bir yanda başkentin düzenli ama durağan yapısı; diğer yanda Fethiye’nin özgürleştiren doğası, dağların arasına sıkışmış koyları, güneşle yıkanan plajları ve iç huzuru çağıran manzaraları... Kimi zaman yalnızca kısa bir kaçamak, kimi zaman uzun soluklu bir hayal olarak belirir zihinlerde. Ama her seferinde aynı hisle: "Burada yaşanır."

Memur kentlerinin ortak kaderi olan tekrar hissine karşı; Fethiye’de her güne ayrı göz kırpan doğa...