ANKARA-BHA
Spor yazarı Ömer Gürsoy'un ifadeleri:
Ne yalan söyleyeyim, bazı yazıları okurken insanın içine bir ağırlık çöküyor. Bu his beni yıllar önce tanıştığım ünlü Trabzonlu ressam Mustafa Ayaz’ın şu sözlerine götürüyor:
“Bana siyah boyalar getirin. Çok çok siyah boyalar. Her şeyin anlamsız olduğunu göstermek için kapkara siyah boya…”
Ama aynı ressamın bir başka cümlesi vardır ki asıl kırılma noktası oradadır:
“…Ama küçücük bir kırmızı, küçük bir ışık gerek. O da yaşadıkça umudum olacak.”
İşte bu iki cümle arasında sıkışmış bir hikâye var. Bir yanda her şeyi örten koyu bir siyah, diğer yanda o siyahın içinde kaybolmayı reddeden küçük bir kırmızı.
Türk tenisine baktığımızda da hissettiğimiz tablo tam olarak budur.
Dışarıdan bakıldığında geniş bir yapı, çok sayıda kulüp, binlerce sporcu… Ancak uluslararası sahneye yansıyan görüntü çoğu zaman koyu bir tabloya dönüşüyor. Buna rağmen zaman zaman o karanlığın içinden bir kırmızı beliriyor. İşte o anlar, tüm hikâyeyi yeniden düşünmemize neden oluyor.
Zeynep Sönmez: Tekil Parlayan Nokta
Bugün o kırmızı fırça darbelerin...