İSTANBUL-BHA
İşte yazının detayları:
"İstanbul, yalnızca taşlarıyla, deniziyle, siluetiyle değil… Havasıyla da konuşan bir şehirdir. Gökten gelen her bulut, denizden yükselen her buğu, Boğaz’ın iki yakasında esen her rüzgâr, sanki şehrin kalbinden geçen duyguları fısıldar. Bir martının kanadında süzülen serinlik, Galata’nın yüzünü okşayan rüzgâr, Sultanahmet’in taşlarına sinen yağmur kokusu… Tüm bunlar, İstanbul’un ruhuna dokunan görünmez kalemler gibidir. Ve biz, o ruhun bir parçası olarak, şehrin havasıyla birlikte dalgalanır, savrulur, bazen de kendimize döneriz.
Bazı sabahlar İstanbul, ansızın bir bahar gibi belirir. Güneş, Çamlıca sırtlarını nazlı bir ipekle sarar; bir pencere açılır ve içeri umut dolu bir nefes doluverir. O anda şehir, sadece ışıkla değil, içimize dolan iyimserlikle de parlar. Bir vapurun önünde oturmuş bir yolcu, gözlerini denize bırakır ve içinden daha önce hiç duymadığı bir mısra doğar: “Yaşamak, bazen İstanbul’a bakmaktır yalnızca.”
Fakat sonra, bir gri düşer kentin üstüne. Sis, Karaköy’ü sarar, Kız Kulesi gölgelenir, sesler yankısını yitirir. O an...