RABİA ŞAHİN/ANKARA-BHA

Dur bir an, nefesini tut. Hisset: Damarlarında deli bir nehir, göğsünde dünyayı devirecek bir ateş… Hepimiz yaşadık o anı, değil mi? Bir anlığına kahraman, bir anlığına sonsuz. Ama ya kahramanlık, sadece düşmanları yere sermek değilse? Ya her zafer, ruhunun en kuytu köşesinde bir bıçağı daha da keskinleştiriyorsa?

***

Her karakter, gözlerinde geçmişin lanetini, kalplerinde kırılmış hayallerin kederini taşıyor. Onlar tanrı değil; onlar, senin gibi, benim gibi, yaralarının gölgesinde savaşanlar, kanayanlar, haykıranlar. Ama duyulmayanlar.

**

Kimsin sen, gerçekten? Bir kahraman mı, yoksa intikamın soğuk zincirlerinde kaybolmuş bir mahkum mu? Bu soruyu bir ayna gibi tutuyorum yüzüne; kırık, keskin, acımasız tutuyorum… Her yumruk, her çığlık, sadece düşmana değil, kendi içindeki fırtınalara çarpıyor.

İntikam, bazen bir gözyaşında saklanır; bir sessizlikte, bir nefeste… Ama alındığında, geriye ne kalır? Aynaya bak, cesaret et, fısılda: Orada kimi görüyorsun? Kurtarıcıyı mı, yoksa kendi karanlığında boğulanı mı? Bu ayna sana bakıyor. Sana soruyor. Sana yaz...