RABİA ŞAHİN/ANKARA-BHA

Geçmiş, ruhumda silinmez bir iz gibi kazılı; ne tamamen görünür ne de tamamen kaybolabilir. Zaman geçtikçe azalıp, iyileşmesi gerekirken içimde daha da derinleşiyor, büyüyor sanki. Bazen beklemediğim bir anda, bir kokuda ya da bir melodide karşıma çıkıyor; beni durduruyor. Geçmişin dokunuşları, hafızamın sessiz koridorlarında yankılanan adımlar gibi. Geçmiş ağır bir tank gibi geçiyor omuzlarımın arasından. Geçmiş sırtımda çok ağır ve ben kamburum…

Yol boyunca yürürken, “Bir sokağı dönünce unutulur geçmiş” derdim kendime. Başımı çevirdiğim yerde adı konulmamış, el uzatılmamış yanlarım duruyor. Ne söylesem, ne yapsam, o derin izler hep geçmişte kalıyor. Sanki hayatımda bir ritim olmak yerine, eski bir pikapta çalıyor tüm eski şarkılarım gibi; sürekli aynı yerde takılıp kalıyor, ileri gitmeme izin vermiyor.

Bu izler sadece hatıralar değil, biriktirdiğim duyguların, yaşanmışlıkların, tam çözemediğim kırgınlıkların, pişmanlıkların izleri. Ruhuma açılan her yara isimsiz çığlıklarımın izleri…

Bazen gözlerimde, bazen yaralı bacaklarımda, bazen...